Nur paylaşım platformu

Nur paylaşım,nur Nur forum,nur sohbet,nur,risale,ilahiler,forum dini forum dini sohbet
 
AnasayfaTakvimSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 HULUSİ ABİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
feta81
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 132
Kayıt tarihi : 04/11/08
Yaş : 27
Nerden : düzce/sakrya

MesajKonu: HULUSİ ABİ   Perş. Ara. 04, 2008 6:40 pm


Hulusi Bey merhum, Ustadımızın kendi ifadeleriyle risalei nurların ilk muhatabı, talebelikte, ihlasta, hizmette en birinci talebesi dir. Diger özellikleirni Ustaddan dinleyelim;

MUKADDİME


Hulusi Bey ve Sabri Efendi'nin mektublarında Risale-i Nur hakkındaki fıkralarının, bir mektub suretinde Risale-i Nur eczaları içinde idhal edilmesinin beş
sebebi var:
Birincisi: Hulusi ise, ahirdeki Sözler'in ve ekser Mektubat'ın yazılmasına onun gayreti ve ciddiyeti en mühim sebeb olması...

İkinci Sebeb: Bu iki zat bilmiyorlardı ki; bir vakit şu fıkralar neşredilecek. Bilmedikleri için gayet samimi, tasannu'suz, halisane ve derece-i zevklerini ve o hakaika karşı şevklerini ifade etmek için, hususi bir surette yazmışlar. Onun için o takdiratları takriz nev'inden değil, doğrudan doğruya mübalağasız bir surette, gördükleri ve zevkettikleri hakikatı ifade etmeleridir.

Üçüncü Sebeb: Bu iki zat hakiki talebelerimden ve ciddi arkadaşlarımdan... Ve hizmet-i Kur'an'da arkadaşlarım içinde talebelik ve kardeşlik ve arkadaşlığın üç hassası var ki, bu iki zat üçünde de birinciliği kazanmışlar.
Birinci Hassa: Bana mensub her şeye malları gibi tesahub ediyorlar. Bir Söz yazılsa, kendileri yazmış ve te'lif etmiş gibi zevk alıyorlar, ALLAH'a şükrediyorlar. Adeta cesedIeri muhtelif, ruhları bir hükmünde hakiki manevi vereselerdir.
İkinci Hassa: Bütün makasıd-ı hayatiye içinde en büyük, en mühim maksadları, onurlu Sözler vasıtasıyla Kur'an'a hizmet biliyorlar. Dünya hayatının netice-i hakikiyesinin ve dünyaya gelmekteki vazife-i fıtriyelerinin en mühimmi, hakaik-i imaniyeye hizmet olduğunu telakkileridir.
Üçüncü Hassa: Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim ve eczahane-i mukaddese-i Kur’aniyeden aldığım ilaçları, onlar da kendi yaralarını hissedip o ilaçları merhem suretinde tecrübe ediyorlar. Aynı hissiyatımla mütehassis oluyorlar. Ve ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayreti, en yüksek derecede taşımaları ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehat ve evhamdan hâsıl olan yaralan tedavi etmek iştiyakı, yüksek bir derece-i şefkatte hissetmeleridir.

Dördüncü Sebeb: Hulusi Bey benim yegâne manevi evladım ve medar-ı tesellim ve hakiki varisim ve bir deha-yı nurani sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman'ın vefatından sonra, Hulusi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi ifaya başlamasıyla... ve ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevi bana muhatab olmuşçasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilatım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur'an ve imanda bir talebe bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.

Beşinci Sebeb:……… İşte bu iki şahıs, bu hakikatı herkesten ziyade anladıkları için, onlar bilmeyerek vicdanlarının sevkiyle yazdıkları takdirat ve medihlerini, Risale-i Nur eczaları içinde dercedilmeye sebeb olmuştur. Cenab-ı Hak bunların emsalini ziyade etsin ve onları da muvaffak etsin ve tarik-ı haktan ayırmasın, âmin. (Barla Lahikası 21–23)

Otuzüçüncü Söz'ün Yirmiyedinci Mektubudur ki: Mektubat-ün Nur'un birinci muhatabı olan Hulusi Bey'in hususi mektublarından Risalet-ün Nur hakkındaki takdiratını gösteren fıkralardır. (Barla Lahikası 24)

Zeki dostum! Kalb çok arzu ederdi; ehl-i fenden envar-ı imaniyeye ve esrar-ı Kur'aniyeye iştiyak derecesinde ihtiyacım hissetmek cihetinde Hulusi Bey'e benzeyecek adamlar ileri atılsın. Hem madem Sözler senin vicdanınla konuşabilirler. Her bir Söz'ü, şahsımdan değil belki Kur’an’ın dellalından sana bir mektubdur ve eczahane-i kudsiye-i Kur'aniyeden birer reçetedir farzet. Gaybubet içinde hazırane bir musahabe dairesini onlar ile aç. (Barla Lahikası 67)

Hulusi ise, Şah-ı Geylani, İmam-ı Rabbani ve Şah-ı Nakşibendî gibi nice zevat-ı mübarekenin maziden şiddetle bastıkları adımlarının kuvvetiyle, istikbalde coşup fışkıracak olan menabi-ül envarı, mumaileyh ayrı bir meslek, bir meşrebde olduğu halde her türlü vezaife tercih ederek, قُرْاَنِ دَلَّلِ ياَ دَخِيلَكَ nida-yı âşıkane ve müştakanesiyle dehalet etmesi, fevkalade tefeyyüze mazhar olduğuna ve olacağına yegâne delil ve hüccettir. Onun içindir ki, Risalet¬ Nur ve Mektubat-ün Nur'a birinci muhatablığı, hakkıyla ibraz etmiştir ve müstahaktır. (Barla Lahikası 205)
(Haşiye): Hulusi'nin tekerrür etmiş min haysü la yeş'ur bir keramet-i ihlasiyesi şudur ki: Yeni yazılan ve daha ona gönderilmeyen risalelerin mevzuunu teşkil eden bir esası mektubunda yazar. Adeta istiyor. Çok defa olduğu gibi şimdi de, ittiba'-ı sünnete dair Mirkat-üs Sünne'ye sarih bir surette bir hiss-i kabl-el vuku' ile taleb ediyor. (Barla Lahikası 244 *Haşiye1)

Aziz kardeşim!
Sizler sabah ve akşam duamda dahiIsiniz. Siz dahi beni duanızda dahil ediniz…
İşte seni gurursuz bildiğim için bu sırrı sana açıyorum. Şöyle ki: Ben Sözleri yazarken ihtiyarsız olarak ekser temsilatı, şuunat-ı askeriye nev'inde zuhur ediyordu. Ben hayret ediyordum. Neden böyle yazıyorum, sebebini bulamıyordum. Sonra hatırıma geldi ki, be istikbalde şu Sözler'i hakkıyla anlayacak, kabul edip hırz-ı can edecek en mühim talebeleri askeriden yetişecek. Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp o kahraman askeri bekliyordum. İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki, evvel yetiştin… (Barla Lahikası 247)

Gayyur, ciddi, halis ve muhlis ahiret kardeşim!
………… Kardeşim, sen şimdi iki vazifeyi görmekle mükellefsin: Biri, kardeşim Hulusi Bey'in vazifesini; biri de, evlad-ı maneviyem ve biraderzadem ve bir deha-i nurani sahibi olmak pek muhtemel olan Abdurrahman'ın vazifesi de size ilave edildi. O benim hakiki bir varisim idi. Yazdıklarımı ve malımı kendi malı telakki ederdi, öyle de sahib oluyordu. Sen de bundan sonra yazı ve sözleri, senin hocanın yazısı diye tutma; kendi malın ve senin sözlerindir bil, öyle sahib ol... (Barla Lahikası 249)

Sevgili Kardeşim!
Seni teşvik için değil, çünkü teşvike muhtaç değilsin. Hem medar-ı fahr olmak için değil, çünkü fahr ise ucb ve riyaya medardır. Belki sana medar-ı şükür olmak için diyorum ki:
İşte şöyle bir derste bulunduğunuz için Cenab-ı Hakk'a şükür etmelisiniz. Ben de Cenab-ı Hakk'a yüz binler şükür ediyorum ki, o kuvvetli omuzlarınız yüküm altına girdiği için zaif omuzum ağırlıktan kurtulup ruhum rahat etti. İstirahat bulan ruhum size takdirkarane minnetdarane bakıyor. Ve mes'uliyetten kurtulan kalbim de muvaffakıyetinize dua ediyor. Ve icra-yı vazife için çok düşünmekten kurtulan aklım da sizi tebrik ediyor. Ben şu vazife-i kudsiyede bilmeyerek istihdam olunurdum. Siz bilerek hizmet ediyorsunuz, bahtiyarsınız. İnşaALLAH niyet-i haliseniz, benim müşevveş niyetimi dahi tashih edecektir.
(Barla Lahikası s: 250 -251)

Cemaata Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyat-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakarane hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: Velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellal-ı Kur'an Said'in vekili belki manen aynı hükmüne geçtiğin içindir. (Barla Lahikası 253)

Aziz Kardeşim!
Evvela: Mektubun bana tesir etti. Fakat hakikati düşündüm, o teessür gitti. İşte hakikat şudur ki: Mabeynimizdeki münasebet ve uhuvvet İnşaALLAH halis ve lillah için olduğunda zaman ve mekânla mukayyed olmaz. Bir şehir, bir vilayet, bir memleket, belki küre-i arz, belki dünya, belki alem-i vücud iki hakiki dost için bir meclis hükmündedir.
Böyle dostluk ve kardeşliğin firakı yok, hep visaldir. Fani, mecazi, dünyevi dostluklar sahibIeri firakı düşünsün, bize ne?
Sen nerede bulunsan, şu kardeşin ile ellerinizdeki Sözler vasıtasıyla sohbet edebilirsin. Ben de istediğim zaman, seni yanımda dergâh-ı İlahiye beraber el açıp niyaz etmek suretinde görebilirim. Eğer kader sizi başka bir yere gönderse, اللَّه اخْتَارَهُ مَا فِي اَلْخَيْرُ hükmünce kemal-i rıza ile teslim ol. Hem senin gibi, İnşaALLAH kalbi selim, aklı müstakim, hakiki iman dersini veren zatlara başka yerler daha ziyade muhtaçtır. Eğirdir'de lillahilhamd imana çok hizmet ettin. Eğirdir’den ziyade başka yerler belki daha muhtaçtır.
Saniyen: Sorduğun birinci suale senin kalbini tevkil ediyorum. Nasıl fetva verirse, ben de öyle razıyım. Meratib-i dünya, nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber, senin gibi mertebesini hizmet-i Kur'an'a medar edenler için, minnet altına ve zillete girmemek şartıyla hoş görüyorum. İkinci sualin ise, peder ve validenin arzuları pek mühimdir. Kur'an-ı Hakim bir ayet-i kerimede, beş tarzda onlara karşı şefkat ve hürmete emreder. Eğer sühuletIe arzuları yerine gelmek kabilse yaparsınız.
Salisen: Aziz kardeşlerim, bahar ve yazın meşgaleleri, hem gecelerin kısalması, hem şuhur-u selasenin gitmesi ve ekser kardeşlerimin bir derece hisse alması ve daha sair bazı esbabın bulunması elbette bir derece neş’eli kış dersine fütur verir. Fakat onlardan gelen fütur, size fütur vermesin. Çünkü o dersler, ulum-u imaniyeden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bahusus siz daima bir-iki hakiki kardeşi de bulursunuz.
Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakk'ın zişuur çok mahlûkatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istimaından çok zevk alırlar. Sizin o kısım arkadaşınız ve müstemi'leriniz çoktur. Hem mütefekkirane, o çeşit sohbet-i imaniye, zemin yüzünün bir manevi zineti ve medar-ı şerefi olduğuna. işareten biri demiş:
دَارَدْ كِه زَمِينْ بَهْرِ بَرَدْ رشْك سْمَانْاَ
نِشِينَنْد بَرْ خُدَا بَهْرِ نَفَسْ دُو يَكْ كَسْو دُ يَكْ

Yani: Semavat zemine gıbta eder ki; zeminde halisen-lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sani'-i Zülcelalinin çok güzel asar-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san’atını birbirine göstererek Sani'lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.
Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulum-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle İnşaALLAH o cümledendir....
Rabian: Sizin gibi hakikata yetişmiş ve hakikattaki hakiki teselli ve esaslı sevinci bulmuş zatlara, envar-ı imaniyenin ve esrar-ı Kur'aniyenin neşirlerine karşı ehl-İ dalaletin ve şeytanların desaisle tehacümünden neş'et eden müşkilat ve gam ve kedere karşı sabır ve metanet et ve hüzün ve merak etme demeye ihtiyaç hissetmem.
Hem her vakit beklediğim, ehl-i zındıkanın bana hücumu gayretli talebem, cesaretli biraderzadem olan uhrevi kardeşimden başlaması muhtemel olmakla beraber. hıfz-ı Kur'ani her müşkilata galib ve lezzet-i hizmet-i imaniye her kederi unutturur itikadında olduğumdan, seni teşci' ve teşvike lüzum görmem. (Barla Lahikası 259-260-261)

Sen ve Hulusi, benim her bir amel-i uhrevimde hissedarsınız. (Barla Lahikası 286)


………. Siz maddi rütbenizden çok yüksek manevi rütbeniz iktizasıyla ayrı ayrı yerlere gönderiliyorsun. O yerlerin sana ihtiyacı var. Hiç merak etme. Senin Risalet-ün Nur hakkında mektubların, çok talebe yerinde, senin bedeline hizmet-i Nuriyede çalışıyorlar. Birinciliği daima sana kazandırıyorlar. (Barla Lahikası 286)

………. Ben de Hulusi'den sonra birinci muhatabım olan Sabri'ye derim ki (Hafız Ali de dinlesin): (Barla Lahikası 310)

………Aziz, sıddık ve sadık, muhlis ve halis kardeşim İbrahim Hulusi Bey! (Barla Lahikası 315)

Aziz kardeşim, çendan Abdülmecid benim nesebi kardeşim ve yirmi sene talebemdir. Fakat ne o ve ne hiç birisi benim Hulusi'me yetişmiyor. (Barla Lahikası 317)

Aziz, sıddık, muhlis, halis kardeşim!
Evvela: Sizin bayramınızı ve Nurlarla ciddi iştigalinizi ve daima birinciliği Nur dersinde ve sadakatinde muhafaza etmenizi, bütün ruh u canımla tebrik ederim.
Saniyen: Hiç merak etme, seninle muhabere manen devam eder. Bütün mektublarımda "Aziz, sıddık kardeşlerim" dediğim zaman muhlis Hulusi saff-ı evvel muhatabların içindedir. (Barla Lahikası 380)

Aziz, Sıddık, Muhlis Kardeşim Ve İman Hizmetinde Sebatkar, Metin Arkadaşım!
Evvela kat'iyyen bil, sen eski mevkiini Nur dairesinde tam muhafaza ediyorsun. Ve senin ile muhabere hiç kesilmemiş. Ben kardeşlere yazdığım mektubumda "Aziz, sıddık" dediğim vakit daima saff-ı evvelde Hulusi de muhatabdır. Senin bu ağır şerait altındaki nurlu hizmetlerine, bin barekALLAH deriz. Ve bu biçare hasta kardeşine ettiğin çok yüksek duana binler amin deyip, ALLAH senden razı olsun. Sizi tebrik ederiz.
Saniyen: Lillahilhamd Nurların her tarafta fütuhatları var. En ehemmiyetli yerlere sizin gibi kahramanlar gönderiliyor…………(Barla Lahikası 382)

Aziz kardeşim!
Beni merak etme. Cenab-ı Hakk'ın inayeti devam ediyor. Hem de dünya madem geçer, meraka değmiyor. Sen her günde belki yirmi defa duada tahattur edilirsin. (Barla Lahikası 382)

Salisen: Hulusi'nin bir gailesi var diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale-i Nur'un şakirdlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem O, hem sizler bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz. (Kastamonu Lahikası 14)

Üçüncüsü:………. yine Hakkı, Hulusi'ye arkadaş oldu. İsmiyle, resmiyle has dairesine girdi. (Kastamonu Lahikası 57)


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.nursohbet.com.tr.tc/
 
HULUSİ ABİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Nur paylaşım platformu :: Risale-i nur :: Nur Talebeleri-
Buraya geçin:  
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog